adettendir; eleştiri yapılacaksa önce güzel şeyler söylenir sonra eleştiriye geçilir. ben de öncelikle bu hafta çok eğlenceli bir ders geçirdiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. eğlenceli olmasının nedenine gelince, bu hafta İnanç Hoca’ yı dinlerken sanki karşımda cem yılmaz falan var zannettim. bir espriler bir laf atmalar havada uçuşuyordu. çan eğrilerinden belimizi doğrutlamadığımız buhranlı kısımları saymazsak ders bu hafta hakkaten çok zevkliydi. şimdi eleştiri bunun neresinden çıkar demeyin. ben sordum kendime, şakayla karışık yine şu cevabı verdim kendime; hoca iki haftadır derse çok geç geliyo, biz de sınıfta beklerken gerilim iyice artıyo. tabii bunu görünce ortamı yumuşatmak için bütün hünerlerini(ki tahmin edersem bu performansının yüzde 5 i bile değildir) sergiliyor hocamız. valla, ben şahsen kendisini bu konuda çok başarılı buldum. nabza göre şerbet vermeyi bilmeli insan. (pek eleştiri gibi olmadı ama niyseee!)
dersin kalanına gelince; hocamız derste teorinin tek başına işe yarayamıyacağını anlatmaya çalıştı bize bence. doğru olanı bilmenin yetmemesi; iyi ve güzel dediğimiz şeyleri de düşünmemiz gerektiğini hatırlattı derste hocamızın verdiği örnekler.(tabii iyiye ve güzele ait algımız da önemli) bu yüzden biz bir şeyler yaparken salt doğruya takılıp kalmamalı doğruların iyi ve güzel olana da hizmet etmesini sağlamalıyız. belkide eğitim sisteminin tek eksiği budur ve kalan tüm sorunlar bu algının bir şekilde ortaya çıkardığı şeylerdir kimbilir….