çok oynadık çokkk

bu hafta çok hızlı bir biçimde oyunlarımızı oynadık. dersin bir kısmına katılamdığım için gördüğüm bir kaç oyun hakkında bir şeyler yazacağım.(aynı saatte güneyde bilim şenlği vardı) oyunlar hakkında genel kanım gecen haftaya göre çok gelişme olduğu yönünde geçen haftaki oyunlar ve yapılan eleştirel galiba grupların çoğunda son dk. değişikliklerine sebeb olmuş ve oyun yapan unsurlar oyunların genelinde iyi bir şekilde konmuş. ben oynamadığım halde şu çemberde açı ile alaklı oyun sanki biraz durgun geçti. yapılan şey konuyu görselleştirmek açısından iyiydi ama katılanların büyük kısmı çok pasifti. bir şekilde herkese yayılmalı heycan unsuru. birde genel olarak kaybeden kağıt çeksin şunu yapsın bunu yapsın eğlence unsurunu sağlamak için konmuş bazı oyunlara ama olmamış. onun yerine konuyla alakalı küçük “hint” tarzı sorular olabilirdi cvp beklenen şeyler hem değerlendirme kısmıda eksik kalmamazdı mesela. ne bileyim mesela çemberde merkez açıyı gören yay hahkında bilgi ver. çevre açının özelliği nedir falan gibi.sonraki oyunları izliyemedim ama bloglara bakılırsa mendil kapmaca oyunu iyi uyarlamışlar vede şu direnç oyunu merak ettim doğrusu anlatan arkadaş çok heycanlıydı yada bana öyle geldi kim bilir..  

Leave a comment »

ne olacak bu oyunun sonu

 bu hafta oyunları oynatmaya,  oynamaya başladık. aslında bizde hazırdık ve oyunumuzu oynatmak istiyorduk ama vakit darlığının azizliğine uğradık.

bu haftaki oyunlarda oyunun normal bir aktiviteden farkı belirgin bir şekilde ortaya çıktı. galiba en eksik olan dinamik eğlence unsuruydu. “rüzgar nerden esiyor” oyununda eğlence vardı ama onlarda sanki biraz konuyu kaçırdılar ve fazla bir şey veremediler. bu dengenin sağlanması gerçekten çok zor gibi görüyor. bizim oyunda da aynı sorun var gibi. galiba sıkıntıyı ilk oynanan oyundaki gibi hareketin az olması ve son oyundaki gibi kuraların biraz karışık olması. birde eğlence unsurunun az oluşu var tabi.

ama genede ben oyumuzu güveniyorum. tatlı bir rakabet ve gruplar arasında kurulması gereken bir iletişim unsuru var. bunlar gecen haftaki oyunlarda eksikti bence. neyse daha fazla ip ucu verip merak unsurunu gidermeyeyim. oynayın ve görün:D

Leave a comment »

oynatmaya az kaldı…

bu hafta  oyunumuzu oynatmak için son rötuşlarımızı yapacağız. malumunuz bahar tatilinden önceki haftta insanlar tatil havasına erken girdi ve kimse derse gelmedi diye biz ders yapamadık. ama ağaç kafede  ve bahçede birşeyler oynamak da son derece zevkli idi.

kartonlar ve üçgenlerden oluşan iki aşamalı bir oyunumuz olacak ama çok detayına girip de sürprizini kaçırmak istemiyorum. yarınki derste de sanırım bazı arkadaşlarımız bize oyunlarını oynatacaklar. heyecanla bekliyorum. bu hafta biz de işlerimizi bitirip haftaya oyunumuzu oynatacağız. yani oynatmaya az kaldı.

Leave a comment »

ben bu oyuna hasta oldum

bu hafta çok hasta ve raporlu olduğum için derse gelemedim ama arkadaşlarımdan aldığım haberler doğrultusunda söyleyebileceğim bir kaç şey var.

öncelikle bir kaç haftadır oyun oynayamadığım için bir burukluk hissine kapıldığımı bildireyim. bu hafta da çok eğlenceli ufak bir oyun oynanmış ama kaçırdım malesef. gerçi rakamlarla da pek aram yok, iyi oldu bi yönde…

şu aralar resmiyete liderliğini yürüttüğüm ama pratikte çok da iş göremediğim grubum benden habersiz bizim oyunu tasarlamışlar bile. oyun neredeyse bitme aşamasına gelmiş de benim yteni haberim oldu. geçen hafta birşeyler vardı ortada ama ben hasta olduğum için bir türlü onlasrı toparlayaıp da gruba sağlam bir şekilde gönderemedim. neyse ki arkadaşlar sağolsunlar bir oturuşta koa oyunu yeyip bitirmişler. neticede çok da hoş bir taslak tasarım çıkmış ortaya. kartonlar kullanılarak, tangram oyunundan da esinlenip nefis bir beyin oyunu kurgulamışız.  bu arada biraz da kriptoloji ilmine mi yanaşmışız ne? çocukların bu oyunu oynayabilmeleri için harıl harıl çalışıp bütün parçaları birleştirmeleri şifreleri çözmeleri gerekiyor galiba:)

aslında işin arkasını besleyen teknik kısımda dikkat etmemiz gereken daha çok detay var.  üçgenlerde benzerlik konusu avantajlı bir konu olarak önümüze geldi.  çok somut bir hale dönüşmeye meyilli bir konu idi ve elimizdeki imkanları sonuna kadar zorlayabilirdik. fakat bu sefer de farklı tasarım problemleriyle karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktı.  istediğiniz konuyu, istediğiniz gibi sunmkata özgür değilsiniz aslında.(her ne kadar dersin başından beri böyle bir hava estiriliyor olsa da) nedeni; önünüzde uymak zorunda olduğunuz bir matematik konusu var ve nereye gitmek isteseniz de onun sınırları belli. tut ki sınır tanımadın, nolacak? bu sefer de oyunu oynayacak muhatap kesim seni sınırlar. mesela bir ilköğretim öğrencisine  uzay geometrisinin sunacağı imkanları oyununda ne haddeye kadar kullanabileceksin?

yani burada hem proposal yollayanın hem de tasarımı grubun, ortaya çıkabilecek çeşitli tasarım sorunlarını engellemek için oyun başında ve sonunda çok iyi hesaplar yapmış olması gerekiyor. lafın kısası bütün bu aşamalar şu an önümüzde bekliyor. işimiz zor. kolay gelsin…

Leave a comment »

Düşünmeden oyun olur mu?…

oyun oynamak eğlencelide yapmak o kadar kolay değilmiş meğerse. yaklaşık bir saatlik beyin fırtınasının ardından elle tutulur birşey çıkmadı ortaya. fakat yinede güzel şeyler olduğuna inanıyorum. eminimki grup olarak güzel bir oyun çıkaramasakta veya çıkarsakta bunlarla uğraşırken eğleneceğiz.

şunu belirtmek isterimki dersimiz biraz daha mı zorlayacak acaba bizi. hane ne bileyim derse başlarken herşey çok kolay olacak sandım fakat işler biraz sarpa sardı galiba. neyse biz elimizden geleni yapacağız.

derste herkesin gülerek birşeyler yapma çabası beni o kadar memnun ediyor ki. bütün gruplar hararetli bir tartışma içinde. sizede tavsiye ederim özellikle beyin fırtınası anında bir bakın çevrenize, benim hissettiklerimi hissedeceksiniz sanırım.

derse uygun mekan bir türlü olmadı. hane şöyle masalar olsa ne kadar rahat edeceğiz onu hissediyorum. neyse şartlar bu ne yapalım.

birde oyun hazırlayayım derken oyun oynamayı unuttuk. benim aklımda bir oyun var ama oynanabilir mi bilmiyorum. ilerleyen haftalarda hocamıza bildireceğim inşallah. belkide eğlenceli olur.

bu haftalık bu kadar yeter…aman bu aralar dikkat edin. herkes hastalanıyor. bu herkes içine bende dahilim. özellikle oyun hazırlarken çok terlemeyin. hatta terledikten sonra sakın su içmeyin…:) anne öğüdü gibi oldu..

neyse hepinize hayırlı akşamlar diliyorum…

Leave a comment »

Bir işi zamanında yapmak önemli bir sanattır. Çünkü zaman birçok şeyin değerini artırırken bir çok şeyin değerini de azaltır. Sözlerimiz ve işlerimiz gerçek değerini ancak ifa ve ifade edilebildikleri zamandan alır.Yapıldığı anda çok lezzetli ve faydalı olan bir yemek zamanında tüketilmezse küflenir, kokar. Bir yakınımızı hastaneye yattığı gün aramamızla hastaneden çıktıktan sonra aramamızın manaları çok farklıdır. İlkinde gerekli zarif yerinde bir ilgi, ikincisinde geciktiği için ilgisizliğe dönüşmüş bir ilgi vardır. Evet bence bu hafta ip oyununa herkes büyük bir ilgiyle katıldı ama bu ilgi geciktiği için ilgisizliğe dönüşmüş bir ilgiydi… Kimsenin o oyundan gerçekten zevk aldığını ya da yapılan yorumlara gayretle iiştirak ettiğini düşünmüyorum açıkçası. Herkeste aynı laflar dolandı. Liderlik, takım olabilme vs…

bence hocamızın bu oyunu bu hafta oynatmasının (sanırım bilinçli olarak) tek bir faydası oldu. o da takım ruhunun, bir lider seçmenin, herkesin kendi başına birşeyler yapmasının topluca icra edilecek organizasyonları başarısızlığa götüreceğinin ne kadar önemli şeyler olduğunu kavrayabilmemizdi.

deneyimle ilgili döngüde gierek mesafe kat ediyor olmamız çok sevindirici olsa da henüz önümüzde “cycle” ı tamamlamak için bir kaç merhale daha olduğunun bilincine varmak çok daha önemli bir noktaydı diyor ve daha fazla uzatmadan bu haftaki bloğuma son noktayı koyuyorum.

Leave a comment »

doğru iyi ve güzel…

adettendir; eleştiri yapılacaksa önce güzel şeyler söylenir sonra eleştiriye geçilir. ben de öncelikle bu hafta çok eğlenceli bir ders geçirdiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. eğlenceli olmasının nedenine gelince, bu hafta İnanç Hoca’ yı dinlerken sanki karşımda cem yılmaz falan var zannettim. bir espriler bir laf atmalar havada uçuşuyordu. çan eğrilerinden belimizi doğrutlamadığımız buhranlı kısımları saymazsak ders bu hafta hakkaten çok zevkliydi. şimdi eleştiri bunun neresinden çıkar demeyin. ben sordum kendime, şakayla karışık yine şu cevabı verdim kendime; hoca iki haftadır derse çok geç geliyo, biz de sınıfta beklerken gerilim iyice artıyo. tabii bunu görünce ortamı yumuşatmak için bütün hünerlerini(ki tahmin edersem bu performansının yüzde 5 i bile değildir) sergiliyor hocamız. valla, ben şahsen kendisini bu konuda çok başarılı buldum. nabza göre şerbet vermeyi bilmeli insan. (pek eleştiri gibi olmadı ama niyseee!)

 dersin kalanına gelince; hocamız derste teorinin tek başına işe yarayamıyacağını anlatmaya çalıştı bize bence. doğru olanı bilmenin yetmemesi; iyi ve güzel dediğimiz şeyleri de düşünmemiz gerektiğini hatırlattı derste hocamızın verdiği örnekler.(tabii iyiye ve güzele ait algımız da önemli) bu yüzden biz bir şeyler yaparken salt doğruya takılıp kalmamalı doğruların iyi ve güzel olana da hizmet etmesini sağlamalıyız. belkide eğitim sisteminin tek eksiği budur ve kalan tüm sorunlar bu algının bir şekilde ortaya çıkardığı şeylerdir kimbilir….

Leave a comment »

oyun içinde oyun… (sced 487, 4. ders)

bu hafta ilk defa kafamda bazı şimşekler çaktı. çünkü ilk defa bir ders konusunu anlatabileceğimiz oyun somut oyun örnekleri gördük. sanırım matematikte en kolay anlatılabilecek konulardan birisi de kümelerdir. en azından elinizde elemanlarınız var ve küme oluşturup olayı anında somutlaştırabilirsiniz. bir özellik çağırıp insanları kendi kümene çekme oyununda en çok dikkatimi çeken şey doğrudan çocuklardan alınmış bir oyun olmasıydı. biz çocukken futbol takımı kurmakta zorlandığımız zaman bu tekniği uygular öyle kümelenirdik. mesela üzerinde en çok kırmızı olan benden olsun gibi şeyler…  tahminim aynı şeyi sınıfta yaptırdığınız zaman öğrenciler arasında ister istemez bir akınlık doğacaktır, hem de sizin öğretmen olarak yukarıdan üdahale etmediğiniz için çok daha otantik ve samimi bir gruplaşma olacaktır. bu açıdan motivasyonu da ayrıyeten sağlamak için birşeyler yapmöanıza gerek kalmayacak, işiniz kolaylaşacaktır.

şüphesiz benim de -daha kimsenin yazısını okumadm ama eminim- herkes gibi en çok dikkatimi çeken ve de ne olup bittiğini anlmak için bayağı çaba sarfettiğim oyun, kağıttan sanat eseri meydana getirip, ortaya çıkan kelime çöplüğünden de ayrıca bir daha sanat eseri meydana getirebilme becerilerini içinde barındıran o enteresan oyundu…

valla nasıl oldu bilmiyorum ama hemen hemen her grup belki de istese, yahut serbets bırakılsa bir araya getirip de böyle güzel şeyler yazamayacağı kelimeleri başarıyla kullanabildi. burada bence önemli olan  farklı görüşlerin harmanlanarak ortaya hiç kimsenin olmayan ama herkesin payı olan anonim bir eserin ortaya çıkmasıydı. bunu sınıf ortamına uyarlarsak, sanırım öğrencilerin farklı görüşler üzerinden beyin fırtınası yapmasını ve bunu da yaparken soyut kavramlar yerine somut materyaller kullanmalarını sağlamış oluyoruz. böylece hem yaratıcı düşünme, hem de el becerilerini geliştirme adına ilerleme kaydedebiliyoruz…

valla süper ne deyim…

Leave a comment »

sced 487, üçüncü ders

haftanın sansürü: 

bir oyun deneyiminin hele ki bu bir eğitici nitelik taşıyorsa o anda oynayan kişiler tarafından ne kadar cidiyet ve ehemmiyet arz ettiğini sürekli vurguluyoruz. öyleyse bu deneyimin en heyecanlı noktasında kesilmesinin nasıl bir felaket olduğunu da biliriz demektir.  hani çok meşhur bir resim vardır ya. bomba imha etmeye çalışan bir görevli vardır ve arkasından arkadaşı gelir kesekağıdı patlatarak onu korkutmaya çalışır. işte siz bu adama ne dersiniz???

tam oyunun ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz, belki birazdan kafamızda şimşekler çakacak, ama hevesimiz kursağımızda kalıyor ve kesiyoruz…  zaten benim çocukluğum da böyle geçti. doğru dürüst bir oyunu tad alarak bitiremezdik, ya annem gelir çok terledim diye kolumdan tutup eve götürürdü ya da topumuz komşunun bahçesine girer bir daha da tek parça olarak oradan çıkamayacağı için oyunumuz kesillirdi… oyunların kaderinde mi var acaba yarıda kalmak? Allah aşkına biri bunun cevabını versin!!!

haftanın grubu:

gelelim dersin teorik kısmına… daha ilk elime alışımda “oyun, oyun olmayan birşeye hizmet etmek zorundadır” manasındaki o kafa karıştırıcı cümleyi ve de aristo gibi ağır abilerin isimlerini görünce şöyle bir tırsmadım desem yalan olur. ama çok sağlam bir grup oluşturmuşuz maşallah… elimize bi aldık, dokuz kişilik diğer gruplardan daha seri bir şekilde, altı kişiyle çok güzel terminoloji ve oyun kavramına getirilen farklı tanımlamaları yakaladık… ben bu grubu tuttum. takım ruhunu yakaladık bile, iyi performans sergileyeceğimizden eminim!

Haftanın cümlesi:

İÇİNDE OYUN OLMAYAN BİR HAYAT OLMADIĞI GİBİ, İÇİNDE HAYAT OLMAYAN BİR OYUN DA OLAMAZ! (copyright:Ramazan SEYFİ)

Leave a comment »

sced 487 ikinci ders.

En son 2 martta yarın blog yazacağım demiştim, hastalığım nedeniyle yazamadım. Neyse…

Gelelim ikinci ders hakkında edilecek kelama. Çocukken o kadar oyun oynadım hiç düşünmedim, ulan arkadaş biz bu oyunları oynuyoruz oynuyoruz da elimize ne geçiyor diye. Bize göre hayat sadece bir oyundu, ondan zevkli bir şey yoktu; anneme göre ise akşama kadar koşup terlemekten, sabaha kadar sızlanıp durmaktan başka bir işe yaramıyordu. Meğer bu oyunların ne kadar derin felsefesi varmış.

Çocuk aklımızla büyüklerimize sorduğumuz soruların daha birkaç aşamada onları dumur edecek şeyler olduğunu bu derste İnanç hocamızın verdiği bir örnekle anlatması “hakkaten haa” dedirtti bana. Eğer anne-baba gerçekten cevap verebilecek yeterlikte ise, bu çocuklardan ileride büyük adam olur diye düşündüm. Düşünsenize, siz onların basit sorularına cevap vermeye çalışırken, onlar daha üçüncü soruda “zaman nedir? Güneş dağların arkasında kaybolup tekrar nasıl yukarıya çıkıyor?” gibi sizi zor duruma düşüren bombaları tek tek sıralayıveriyor. Bunda, oyunların faydasının ne kadar büyük olduğuna umarım hepimiz katılıyoruzdur.

Bir de, sürekli kişilik değiştirdiğimiz eskilerin tabiriyle taksim-i şahsiyet olayına maruz kalıp kim olduğumuzu bir türlü anlayamadığımız şu garip “deneyim nedir?” oyununun bana en çok hitap eden yanı, günlük hayatın karmaşası içinde başkalarının fikirlerine ne kadar açık olabildiğimizi, ne kadar benimseyebildiğimizi, gerçekten de empati denen şeyi ne kadar uygulayabildiğimizi hatırlatmasıydı. Ben anladım ki kim olursam olayım sadece kendi zihnimdekileri benimseyebiliyorum. Günde on arkadaşım bana bir şey tavsiye etse, kendi düşüncesini söylese belki de yalnızca birini uygulayabiliyorum. O da, oyunun sonunda ezberimde kalsın diye…

Şunu da söylemesem çatlarım: dersin teorik kısmını en çok merak edenlerden birisi de benim.

Comments (1) »

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.